Recommendations based on "Roma İmparatorluğu'nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi 1. Cilt"

Based on your reading history, we think you will also enjoy the following books.

By Zülfü Livaneli

Merhamet zulmün merhemi olamaz!İstanbul'un kargaşası içinde sıradan bir yaşam süren İbrahim, çocukluk arkadaşı Hüseyin'in ölüm haberi üzerine doğduğu kadim kent Mardin'e gider. Onun, önce sevdaya sonra ölüme yazılmış, Mardin'de başlayıp Amerika'da sona ermiş hayatını araştırmaya koyulur. Böylece adeta bir girdabın içine çekilir, tutkuyla ve hırsla gizemli bir kadının peşine düşer.Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz. Ortadoğu'nun adeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz'ın ve kelamın çocuklarının hikayesi... Livaneli okuru, sevda ile acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeğiyle buluşturuyor.

By Susan Wiggs

Paperback. 13,50 / 21,00 cm. In Turkish. 392 p. Her yemegin, onu kusursuz kilacak kilit bir malzemeye ihtiyaci vardir. Tipki ask gibi… Annie Harlow'un, herkesin giptayla baktigi bir hayati vardir. Fakat tam da hamilelik haberini aldigi gün geçirdigi büyük kaza yüzünden sahip oldugu her sey tuzla buz olur. Bir sene sonra komadan uyandiginda, kaybettigi tek seyin geçen zaman olmadigini anlayacaktir. Yaralarini sarmak için aile evine döndügünde, hem kendisini hem de dagilmis ailesini içine düstükleri umutsuzluktan çikaracak olan anahtari bulur: Büyükannesinin eski yemek kitabi. Ellerinin arasindan kayip giden her seyi sayfalari arasindan tek tek toplayacagi bu mucize sayesinde, ikinci sanslar ve gerçek ask artik onun için imkânsiz degildir.

By Ahmet Ümit

Acıyı gördüm. Gözlerinin ortasında bir çiçek gibi büyüyen irisin önce ağır ağır büzülmesini, ardından çığlık gibi ansızın patlamasını gördüm. Titreyen dudaklar, bal mumuna dönüşen yüzleri, çöken yanakları, irileşen elmacık kemiklerini, birer mağara gibi derinleşen göz çukurlarını, kurumuş ağızların içinde pelteleşen dilleri gördüm.Anladım ki benliğimizin farkına vardığımız an, acının pençesinde kıvrandığımız andır.Çığlık değil, ürperiş değil, evet, nereden geldiğini bilmediğim o vahşi iniltiyi kalbimin derinliklerinde duydum. Soluksuz kaldım, boğazım kupkuru, alnım ateşler içinde, tuhaf bir hülyaya kapılmışım gibi sürüklendim o dipsiz boşlukta. Hayatın en karanlık sırrıyla yüzleştim.Karanlığın her aşamasından geçtim, akan kanın sesini duydum, ölümün serinliğini damarlarımda hissettim.Geçmişin kamburunu çoktan söküp attım sırtımdan.İnsanın insanı öldürdüğü o ilk anı gördüm, katilin zafer haykırışını, kurbanın korku çığlığını işittim.Her an uyanmaya hazır o muhteşem dürtüyü bastırmak, insanlığın en masum haline, en saf doğasına dönmemek için yıllarca ihanet ettim kendime. Kendimle birlikte bütün dünyayı da kandırdım. Neredeyse başaracaktım ama bırakmadılar, benim adıma onlar öldürmeye başladılar.İşte bu yüzden geri döndüm...

By Ahmet Ümit

1926 yılının o hüzünlü sonbaharı. Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, genç cumhuriyet ayaklarının üzerinde durmaya çalışıyor. O büyük altüst oluşun içinde bir adam:Şehsuvar Sami. Bir zamanların İttihat ve Terakki fedaisi, şimdilerin yorgun komitacısı. Şehsuvar Sami'nin etrafında dönen amansız bir entrika. Bir yanda kaybettiği ama hiçbir zaman yüreğinden çıkartamadığı sevgilisi Ester, öte yanda yaşanılan tarihsel bozgun. Kaybedilen bir ülke, kaybedilen bir şehir, kaybedilen bir hayat. Ve aklında hep aynı soru:Devlet mi kutsaldır, yoksa insan mı?"Ölüm, şehirlerimizi kaybetmekle başlar." Kim söylemişti bu cümleyihatırlamıyorum, ne yazık ki doğru. Doğru, lakin eksik. Ölüm, şehirlerimizi kaybetmekle başlar, vatanımızı kaybetmekle neticelenir.Sahi nedir vatan? Bir toprak parçası mı, uçsuz bucaksız denizler, derin göller, yalçın dağlar, verimli ovalar, yemyeşil ormanlar, kalabalık şehirler, tenha köyler mi? Hayır, bütün bunların ötesinde bir anlam taşır vatan. Ne sadece toprak parçası, ne su havzaları, ne ağaç silsilesi. Annemizin şefkati, babamızın saçlarına düşen ak, ilk aşkımız, doğan çocuğumuz, dedelerimizin mezarlarıdır vatan.Vatanı olmayan insanın hayatı da olmaz. Evet, bir vakitler zihnim, kalbim bu fikirlerle doluydu. Şimdi? Şimdi bilmiyorum.

By Sümeyye Koç

Paperback. 13,50 / 21,00 cm. In Turkish. 568 p. Edited by Ebru Çaloglu Içimde dinmek bilmeyen bir sizi vardi, gözlerimin perdesinde sönmeyen bir ates, atesin ortasinda yanan iki yarali ruh… Onlar bizim ruhlarimizdi, bitmeyen bu yanginsa ikimizin hak edilmis cezasiydi. Çikmaziydi, sonuydu, uçurumuydu… Ama suçluydu; kaderin sadece kendi avuçlarinda olduguna inandi, en büyük günahini karanlik bir geceye hapsedebilecegini sandi, yanildi. Ve suçluydum; çünkü hep sustum, sirtimi döndüm, kalbimi kapattim. Sonunda ikimiz için, iki derin mezar kazdim. Mecruh düsüncelerin elime tutusturdugu silahi önce ona, sonra kendime dogrultacaktim. Iki ölüm gördügüm iki karanlik gece için, iki kursunla bitirecektim isimizi. Olmadi. O silah sadece benim kalbimde patladi. "Bunu bana neden yapiyorsun?" diye sordu. Hiçbir sey söyleyemedim. Kendi içinde maglup oldugu kaçinci savasti bu? "Ben bileklerime kelepçe takildiginda bile bu kadar tutsak hissetmemistim… Benden daha ne istiyorsun?"

By Ahmet Simsirgil

Sultan Mehmed alayla sehre girdi ve Ayasofya'ya geldi. Atindan inerek mabedin icine girdi. Ayasofya'nin icinde bulunan patrik ve halk padisahin ayaklarina kapanarak aglasmaya basladilar. Fatih Sultan Mehmed elleriyle susmalarini isaret etti. Ortaligi sukunet kaplayinca patrige: "Ayaga kalk! Ben Sultan Mehmed sana ve arkadaslarina ve butun halka soyluyorum ki bugunden itibaren artik ne hayatiniz ve ne de hurriyetiniz hususunda benim gazabimdan korkmayiniz."Fatih Sultan MehmedYediden yetmise herkese tarihi sevdiren kiymetli ilim adami Prof. Dr. Ahmet Simsirgil'in kaleme aldigi KAYI serisinin ikinci kitabi KAYI II: Cihan Devleti'nde; Sogut ve Domanic'te baslayan ve adi Osmanli olan devletin mimarlarinin planli, programli ve disiplinli hareketleri; insani degerlere bagli, inancli ve temiz yasayislariyla bir asra varmadan gercek bir dunya gucune dogru giden muazzam basarilarinin devamini bulacaksiniz.Sultan Celebi Mehmed'in Fetret Devri'nden cikardigi devlete, oglu II. Murad Han zindeligini

By Blake Crouch

Paperback. 13,60 / 21,00 cm. In Turkish. 368 p. "Hayatindan memnun musun?" Bu Jason Dessen'in kaçirilmadan önce duydugu son seydi. Uyandiginda sedyeye baglanmisti, etrafi özel kiyafetler giymis adamlar tarafindan çevriliydi. Hiç tanimadigi biri ona yaklasti ve gülümseyerek "Yeniden hos geldin, Jason" dedi. Uyandigi bu dünyada Jason'in hayati kendi bildigi hayati degildi. Karisi kendi karisi degildi. Oglu hiçbir zaman dogmamisti. Jason gözünü yeni açtigi dünyada üniversitede siradan bir fizik profesörü de degildi. Müthis bir sey icat etmis meshur bir dâhiydi. Simdi Jason'in yanitlamasi gereken önemli sorular var: Gözünü açtigi dünya mi hayal, ait oldugunu düsündügü dünya mi? Ve hatirladigi evi gerçek eviyse ailesine nasil geri dönecek? "Okurken sasirtan; yaptigimiz seçimlere, tercih edilmemis yollara ve hayalini kurdugumuz yasami elde etmek için ne kadar ileri gidebilecegimize dair bir roman." Guardian

By Hande Birsay

"Nasıl doğdu?""Normal doğurdun değil mi?""Niye ağlıyor?""Bu çocuk aç.""Kucağa alıştırmışsın.""Ben hamileyken 2 kilo almıştım, emzirirken 32 kilo verdim.""Sen daha dur, bunlar iyi günlerin.""Saçını kestir, erkek çocuk uzun saçlı olmaz."Ve hemen her yeni annenin duyduğu o meşhur soru: "Emiyor mu?"Anneliğimin ilk zamanlarında kendimle ve kitaplardan okuyup da "Böyle bir anne olacağım" diye yemin ettiğim, ancak çok kısa sürede tarumar olan mükemmel annelik hayallerimle savaştığım yetmiyormuş gibi bir de yeni anne dedektörleriyle savaştım; bu topraklarda doğuran tüm analar gibi.Sonra bunlardan rahatsız olmamaya, hatta kendi üzerimizde kurduğumuz ve farklı biçimlerde karşımıza çıkan tüm bu baskılarla eğlenmeye; başta kendime, tüm büyük konuştuklarıma, hepsine #hihieved demeye başladım.Annelik deneyimimde hiçbir şey, herkesin her şeyi bildiği ve anlattığı gibi olmadı.Mükemmel annelik beni teğet geçti.İyi ki de geçti.

By Ege Soley

Bazı şeyler var hayatta, insan yapana kadar yapabileceğini bilmiyor. Daha fenası, inanmıyor da elinden gelebileceklere. Çizeceği resimlere, söyleyebileceği şarkılara, anlatacağı hikayelere inanası gelmiyor. Kendini bitmiş, elindekiler çoktan tükenmiş gibi hissediyor. Oysa hepimizin içinde, coşkuyla açabilmek için doğru topraklara ekilmeyi bekleyen tohumlar uyuyor.Sakin ve Yakın kitaplarının yazarı Ege Soley'le bu kez "bambaşka" bir yolculuğa çıkıyoruz. İngiltere'de siyaset eğitiminin ardından her şeye sıfırdan başlama kararıyla, kendini Paris'te bir çiçekçide çırak olarak çalışırken bulan Ege'nin deneyimleri, bize bu mesleğin hiç tahmin edilemeyecek kapılarını aralarken hayata her an yeniden başlamanın da mümkün olduğunu hatırlatıyor...

By Julia Sena Yamanoğlu

nancınız için neleri terk edebilirsiniz? Nelerden vazgeçebilir ve neleri ardınızda bırakabilirsiniz? " nsan, ardında bırakabildikleri, terk edebildikleri kadardır." derler ya hani... şte tam da öyle bir hikaye bu.Siz şimdi bir romanın içerisinde bir hayatı, küçük bir kız çocuğunun hayallerini, belki de kendini arayışını okuyacaksınız.Bu bir yol hikayesi, yolculuk hikayesi dersem yalan olmaz ama yarım olur.Zira bu roman bir arayışın, bir buluşun, hatta bir oluşun hikayesi. Julia ile başlayan, Sena ile biten bir yolculuğun hikayesi..