Empfehlungen basierend auf "Ben de Halimce Bedreddinem"
Based on your reading history, we think you will also enjoy the following books.
von Ayse Kulin
Original bdg. 15,50 / 23,50 cm. In Turkish. 340 p. Birden çocuklardan biri bagirdi "Suraya bakin, iki kus öpüsüyorlar!" Füreya iskelenin üzerindeydi. Güçlükle arkasini dönerek, asagida civildayip duran çocuklara bakti. "Hanginiz söyledi bunu?" diye seslendi. Siska bir oglan öne çikti. "Ben!" dedi. "Kus mu gördün orada?" "Evet." Füreya üsenmedi, indi iskeleden. Çocugu yanina çagirdi. "Kusu nerede gördügünü göster bakayim."Çocuk birkaç adim geriledi. Füreya takip etti çocugu. Eliyle isaret etti oglan."Nah orada. Iste kuslar gaga gagaya vermis öpüsüyorlar." Dondu kaldi Füreya. Hiç tasarlamadigi halde, çocugun isaret ettigi yerde masalsi iki kus kafasi beliriyordu. Tipki öpüsür gibiydiler. Hakliydi çocuk. Cumhuriyet Türkiyesi'nin ilk kadin seramik sanatçisi Füreya Koral'in hayat hikâyesi Füreya, ayni zamanda bir dönem romani.
von Sait Faik Abasiyanik
Soz vermistim kendi kendime: Yazi bile yazmayacaktim. Yazi yazmak da, bir hirstan baska ne idi? Burada namuslu insanlar arasinda sakin, olumu bekleyecektim. Hirs, hiddet neme gerekti? Yapamadim.Kostum tutuncuye, kalem kigit aldim. Oturdum.Ada 'nin tenha yollarinda gezerken canim sikilirsa kucuk degnekler yontmak icin cebimde tasidigim cakimi cikardim. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum optum. Yazmasam deli olacaktim."Haritada Bir Nokta adli oykuden.Sayfa Sayisi: 144Baski Yili: 2016Dili: TurkceYayinevi: Is Bankasi Kultur Yayinlari
von Madeline Miller
NPR, Washington Post, Buzzfeed, People, Time, Amazon, Entertainment Weekly, Bustle ve Newsweek'e göre Yılın En İyi KitabıGoodreads okurlarına göre 2018'in En İyi Fantastik Kitabı"Bu dikkat çekici hikaye sizi, Kirke'nin yaptığı bir büyü gibi etkisi altına alacak."- Mary Doria Russell, Serçe'nin yazarı"Tek kelimeyle büyüleyici ve zarif anlatımıyla Ben, Kirke, kadın yaşamının sıradan ve de sıradışı bir hikayesi."- Eimear McBride, Kız Natamam Bir Şeydir ' in yazarıOzanlar benden, -erkek- kahramanın karşısında diz çöküp merhamet dilenen bir kadın olarak bahsetti hep; ilaç katarmışım tatlı şaraplarına, büyüleyip domuza çevirirmişim hızlı giden gemilerin tayfasını, babaevini unutturur, sılaya kavuşmalarına müsaade etmezmişim. Ne demeli, kadınlara haddini bildirmek ozanların en sevdiği vakit geçirme biçimidir; yerlerde sürünüp ağlamazsak gerçek bir hikaye olmazmış gibi.Ama yanılıyorlar, yanılıyorsunuz: Cadılık illa nefret, kıskançlık ya da başka türlü bir kötülükten doğmaz; ben ilk büyümü aşkımdan yapmıştım.Ben, Helios'un kızı, Aiaie Cadısı Kirke. Hayatım boyunca trajedinin beni bulmasını bekledim. Bulacağından hiç kuşkum yoktu çünkü başkalarının hak ettiğimi düşündüğünden daha fazla arzum, isyanım ve gücüm vardı, yıldırımları üstüne çekecek şeylerdi bunlar. Ve bir gün, artık bu dünyaya dayanamayacağım, diye düşündüm.Bunun üzerine denizin derinliklerindeki kadim bir tanrı seslendi: Öyleyse çocuğum, başka bir dünya yap.Ben, Kirke'de Madeline Miller; Odysseus, İkaros, Minotauros, Prometheus ve Zeus gibi mitolojik karakterlerin binlerce yıldır anlatılagelen hikayesini farklı bir bakış açısından sunmakla kalmayıp Olymposlu tanrıların dünyasını Homeros'un destansılığında aktarmayı başarıyor.
von Umut Sarikaya
Icine kapanik ve karamsar bir yazara yakismayacak derecede iyi yuzerim. Edebiyat dunyasi olarak Sariyer sahiline insek, diger yazarlar miy miy oturup etrafa utangac gozlerle bakarken ben agzimda sigara ile havada takla atip suya dalarim yada kosarken birden havada doner hazirolda asker selami vererek kaybolurum derin mavilikte. Yuzeye cikinca dalarken agzimin icine hapsettigim sigarami bir dil hareketi ile tekrar cikarir, sahilde duran Turk Edebiyatinin saskin bakislari esliginde icmeye devam ederek yuzerim. Sonra cikar banktaki ayakkabimin, corabimin, kotumun yanina oturmus sairleri, yazarlari kaldirip banka boylu boyunca uzanir oyle yaparim betimlemelerimi, sosyal tespitlerimi; anlatirim insan hikayelerini Benim icin yazarlik ayri, sahiller iti olmak ayridir. Bundan ne utanirim nede gocunurum cunku sahilde buyudum ben.
von Dücane Cündioğlu
"Ufka dikin gözlerinizi, bakın, ustamız Hızır bizi bekliyor, iki denizin birleştiği yerde... günahların tam da ortasında...O halde, Yusuf gibi, dünyaya sırt çevirelim de varsın gömleğimiz arkadan yırtılsın!Kıyamet günü Münker&'le Nekir&'e gösteririz, &'tek hayırlı amelimiz bu!&' deriz; &'Biz dünyayı değil, sadece onu sevdik!Sakın zahire bakıp aldanmayın, yüzümüzün karalığı sevgiliye ihanetten değil, balçık deryası içindeki hayaline bir ömür boyu secde etmekten..."
von Murat Tavlı
Hayata en zor yerinden başlayan küçük bir çocuk Ediz. On yaşındayken annesi, babası tarafından gözleri önünde öldürülünce yetimhane günleri başlar. Yetimhanede aynı kaderi paylaştığı çocuklarla kendine yeni bir aile kuran Ediz'in ilkokul öğretmeni kendisini evlatlık almak isteyince hayatı değişir.Yirmili yaşlarına geldiğindeyse artık ülke çapında çok ünlü bir isimdir. Ancak her şey rüya gibi giderken hayatın ona oynadığı oyun henüz bitmemiştir ve yaşamı tekrar karanlığa gömülür. Artık eski Ediz yoktur, bir daha da hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Ta ki onun orman yeşili gözlerinde aşkla kaybolana kadar..."Ben toprağa ekilen isyan tohumunun bir filiziyim. Her güneş gördüğünde daha da olgunlaşan intikam duygusunun sesiyim. En güzel mevsimde yağan yağmurum, bir sonbahar gecesi esen poyraz, bir bahar gecesi yere düşen doluyum. Sağanak yağışım barajlara sığmayan, sel olup denize karışan terk edilmiş bir gemiyim. Fırtınayım ben, yıldırımım, şimşeğim. Gökleri yarıp inen gök gürültüsüyüm. Kendimi bildim bileli aklı ile yüreği savaş halinde olan bir içsavaş mağduruyum. Kinim ben, öfkeyim, nefretim! Ağız dolusu küfürüm sessizliğimde. Çin Seddi'nden daha da geniş duvarların sahibiyim. Heyelanım ben hayalleri yerle yeksan eden. Uykunun en güzel yerinde korkuyu iliklerine saplayan depremim."Murat Tavlı
von Vedat Türkali
Vedat Türkali’nin edebiyatimizda klasiklesen eseri Bir Gün Tek Basina, toplumun kargasasinda birbirlerine tutunan insanlarin dramini ve umudunu anlatiyor: “Agir agir çikti odadan, banyoya girdi, sofbeni yakti, suyu açti. Büyük bir gürültüyle akan suya bakti, elini tuttu, ilikti tam istedigi gibi. Fakat yine de bir türlü giremiyordu suyun altina. Degismek istemiyorum da ondan. Bu suyla birlikte içindeki her sey akip gidecek. Sonra yavasça girdi. Hiçbir seyin akip gidecegi yok. Ne kolay Öyle! Korkaksin da ondan. Her sey hemen degisiversin istiyorsun. Sanki daha mi iyi olurdu? O zaman da pesinden kosar, bir türlü yetisemezdin. Simdi de geri kaliyorum; bak simdi de… Altindan çekiliverdi, çok kizmisti su. GÖzlerindeki sabunlari akitmak için uzattigi eli bile zor dayaniyordu. Sende is yok oglum. Bu sicak, beriki soguk… Öteki sert, beriki yumusak… Ömrünce sinirda kalacaksin. Sende is yok oglum, sende is yok… Biraz ferahlamisti. Sofbe
von Murat Tavli
Benim de hatalarım vardır elbet. Elbet ben de kırmışımdır kalp, ben de yerli yersiz cümlelere esir olmuşumdur.Bazen harika cümleler kuramasam da iliklerime kadar hissetmişimdir. Korktuğumdan değil, kaybederim diye susmuşumdur. Güneş doğduğunda her şeyin harika olacağına inanmış, güneş batarken boş yere umutlanmışım diye hayıflanmışımdır. Hedefler koymuşumdur kendime, kimine ulaşmış, kimini bertaraf etmiş, kiminin yollarında da yerle yeksan olmuşumdur. Umutlarımı filizlendirmişimdir, kaldırımın arasından güneşe selam eden çimenler gibi garip diyarlarda. Ama hiçbir zaman kötü olamamış, kötü olmaya ant içsem de tuz buz etmişimdir yüreğimi.Bu satırlar iyiliğe sarılıp kötülerin dünyasında nefessiz kalanların isyan tohumudur. Ekilen her nefret tohumu da, bilirim, sahibini bulur. Dilerim öyle de olur. Siz! Kötü insanlar! Siz! Yalanları yaşam tarzı sananlar! Unutmayın Allah var!Murat Tavlı ilk kez bir kadının ağzından yazdığı bu romanında, ihanetin yakıcı ateşiyle çok küçük yaşlarda tanışıp, yaşadığı acılarla güçlü bir kadına dönüşen Aslı'nın sarsıcı hikayesini etkileyici bir dille anlatıyor. "Hangi kadın ihaneti unutur?" sorusu daha önce hiç böyle sorulmamıştı.
von Stefan Zweig
Savaş karşıtı görüşleriyle tanınan Zweig I. Dünya Savaşı boyunca bu görüşlerini yaymayı kendine misyon edinmişti. Avrupalı ve “dünya vatandaşı” kimliğine büyük değer veren yazar, yapıtlarında savaşın yıkıma uğrattığı “eski dünya”nın değerlerinin kayboluşunu büyük ölçüde dert edinmiştir. Mecburiyet ’in ana karakteri ressam Ferdinand da savaş sırasında askere alınmamak için İsviçre’ye kaçmıştır. Bir gün askerliğe elverişliliğinin tespiti için konsolosluğa davet edildiğinde, karısının şiddet karşıtı duruşuna ihanet etmemesi yolundaki telkinlerine karşın kendini gitmek zorunda hisseder. Görev duygusu, savaş karşıtı düşünceleri ve karısına duyduğu sevgi arasında sıkışıp kalmıştır. Ferdinand her ne kadar “insanlığın ötesinde bir vatanı” olmasa da, “yirmi milyon insanı boğan o zinciri” kıramayacağını düşünür... (Tanıtım Bülteninden)
von Simon Beckett
Olulerin Fisiltisi'ni siz de duyacaksiniz...Adli antropolog Dr. David Hunter, "ceset ciftligi" olarak anilan bir arastirma merkezinde calismak icin ABD'ye gittiginde, kendisini bekleyen kbustan habersizdir.Uzmanlarla ayni konuya "merak salan" takintili bir katil, kendi dehset verici deneylerini yapmak icin kurban aramaktadir.Tennessee'de curumeye yuz tutmus cesetler kesfedildikce, Dr. Hunter da "gercek vakalar" uzerinde calismak zorunda kalir.Korkunc cinayetler, tuyler urperten ayrintilar...